12.30.2010

amına koyum

iyki mutluyum dedim, iyki düzgün uyuyorum dedim 2 gündür. amına koyum ben kendi istediğimde giderim çalışmaya, istemiyorum yarın çalışmak. 2 gün bana 2 ay yeter. 2 gün ki "o kadar muhtaçsın" diye kabul ettim gelip çalışmayı, nedir bu 31 aralığın sabah 7sine iş gömme olayı? uyuduğum anda gözlerimi yarrak gibi bi güne açıcam, e nasıl uyuyayım? uyumazsam yarın nasıl çalışayım? çalışmazsam nasıl günü stressiz bitireyim. yapma be böyle boss. tamam iyi adamsın, tamam seni severim de, yüklenme lan bana. git başka eleman bul. kimse mi yapamıyo barda durup bira açmayı, kimse mi yapamıyo vodka doldurup karşısındaki elemanın götüne sokarcasına bardağı uzatmayı? amına koyum isteksizim işte, arada ben sana söylerim çığar beni işe, çalışayım diye. sen ne diye bana gel çalış diyosun. hatta bana da diyemiyosun reddedeceğimi bildiğinden, kuzenimi zorluyosun. adam hemen kabul ediyo, e ben de zor durumda kalmasın diye onun isteklerini kabul ediyorum. çok mu adil lan bu. bu haykırışım kime onu da bilmiyorum, sikerim çok feci atarlıyım şu an. saat 3ü geçtikten sonra beni bi allahın kulu tutamaz orda haberiniz olsun ayrıca. sikerim lan. bira içicem ben yarın, birayla sarhoş olup kendi kendime mutluymuşum taklidi yapıcam. tüm dertlerim bir anda kaybolmuş gibi hissetçem. hissedemezsem yakandayım boss.


seks

seks, düşük belli kot pantolondur. pamuklu eşortman altıdır. çıplak beden üzerinde erkek gömleğidir. etekli kazaktır seks(adını bile bilmiyorum, ama var böyle bir şey). simsiyah pardesü + kıpkırmızı rujdur seks. tek renk, hatta açık renkli sade iç çamaşırıdır bazen de. ama dantelli değildir asla. çünkü dantelli iç çamaşırı çok kötü bir şey.

sigara dumanı üflerken kırmızı rujun altından sırıtan bembeyaz dişler, ve hatta dudağın ruj sürülememiş iç kısmının görünmesidir lan seks.

12.29.2010

uyuyabiliyorum

zorla çıktım yataktan, duşa girdim, traş oldum ve hemen çıktık evden. gitçeğimiz yer konusunda bilgim sıfırdı tabi, kuzenimin olm iki kız çağırdım işe melike benim özlem senin laflarıyla birlikte bindik minibüse. indik ve melikeyi bulduk, hostes diye tanıtmıştı zaten kuzenim ve kız hakkını veriyodu evet. neyse özlem de gelsi sonra, allah belasını versin onun. kuzenimin özlem senin! naraları anlamlandı bi anda. neyse işe mişe gittik iş başladı, 3 saat boyunca 500+++ bira kutusu açıp bardağa doldurdum ve tek gördüğüm surat bi kıza aitti. 5dk'da bi bara gelip, domalıp gözümün içine içine yarım koy sürekli uğrayalım buraya diyen kıza. zaten sonra kafamı kaldırmaya fırsat bulduğumda kimse yoktu etrafta, iş falan bitmişti. süper zaman geçiyo. sonra ben pirsinkimi tekrar takınca özgür abi ki patronum olur, o ne lan insana benze seyit öküze benziyosun! lafını etti. teşekkür ettim, cidden kırpılmamış samimi bi "bok atma" idi. anladı heralde ki, baktı suratıma, siktir git ya dedi sonra verdi paramızı falan. toplanma kısımlarını anlatmıycam, gece kızları bindircez otobüse diye 1 saate yakın bekledik soğukta. yavşak kuzenim işte, ben olsam çıkışta en önden çeker gider atlardım minibüse. ama pek koymadı tabi, minibüsün kalkış yeri, ineceğimiz yer falan hep kuzenimin ilgi alanında, sıfırım. stress de sıfır tabi, en sevdiğimden. eve geldik, çiğköfte yedik acı acı. soda içip star warsumuzu izledik, yorgunluktan filmin yarısında kapattık bilgisayarı ve yatağa. gerçekten hızlı ve dinlendirici bi uyku. kafada ne bi insan ne bi olay var, ne de bi plan. sadece kas ağrısı. bi de 300e yakın rüya, hepsi yarım yarım, hepsini bölen başka rüyalar var.

yataktan çıktım ve düşünmeye bile vaktim kalmadı yine, önce okul, sonra kırtasiyeden alınacak olan ödev, ardından yine iş. muhtemelen 10dk falan sonra saat 12 olcak ve gün değişçek. evet saat 11 ve daha sabah şu an. neyse blog, bu undergroundlık şeysini daha çok sevdim senin. kimse okumadıkça daha çok yazasım geliyo. bundan sonra sürekli işe gitmeyi planlıyorum. boş anım olmasın, yorgunum kafam rahat. kazandığım parayı hemen yesem de, bilirsin para derdim yok. zengin değilim ama param fazlasıyla yetiyo bana, para harcıycak yerim yok çünkü. bi sürü olsa da, hiçbiri keyif vermediğinden günlerce aynı durduğun oluyo. çok para saçma. çok bira güzel. ben çıktım evden, hadi görüşürüz. öptüm bal dudaklarından.

12.25.2010

çok şey istiyorum

anlık, 0,003 saniyelik mutluluklar yaşıyorum yıllardır. aptal düşüncelere, aptal tepkilere gülebiliyorum sadece. belki de hiçbir şey yaşamadan bıktım her şeyden, sonuca vardım daha yolda çırpınamadan.
çok basit bir şeymiş gibi geliyo sıkıntı insana, ama öyle değil ben gayet farkındayım. yapçak bir şey bulamamak değil artık bu; herhangi bir şey yapmayı istememek, "çok eğlenceli" şeyler yaparken bile sıkılmak...

okuduğum okulu sevmiyorum, bölümümü sevmiyorum, "arkadaşlarımı" sevmiyorum, kendimi bile sevmiyorum. bazı insanları sevdiğimi düşünmek bile korkutuyo hatta beni, gözlerim doluyo ve her şey bulanıklaşıyo. sevmeyi sevmiyorum ben. beklemekten de nefret ediyorum, ve tüm hayatım bir şeyleri bekleyerek geçecek bunu çok iyi biliyorum. hatta belki de "geçemeyecek". düşüncelerimi ertelemek istiyorum bi de, ama bu erteleyebilme başarısını da düşüncelerimde, hayallerimde gerçekleştirebiliyorum anca. bi anda her şey değişsin, olmadığına inandığım şeylerin gerçek olduğunu öğreneyim istiyorum, bi yerde çok büyük bi karanlık olsun mesela; o gerçekdışılığın içinde olayım... iyiler de olsun, benim yanımda olmalarına gerek yok, olsunlar sadece. cennet olsun, cehennem olsun. ben gözlerimi kapattığımda o "gerçekliğe" uyanayım istiyorum. allah olsun hatta, cezalandırsın beni, sonsuza dek. ama kafamda soru işareti olmasın, her şey çok net olsun yormasın beni sorular ve ihtimaller. uyuşarak da ölmeyeyim ama, bu bedenden kurtulamamak gibi bi sonuçla karşılaşmayayım sakın, sıkışıp kalmayı istemem ne burda ne orda. bedeni içinde kalınamayacak hale getirdikten sonra geçeyim asıl gerçekliğe, karanlık olsun her şey. olmasın hiçbir şey. üzerine kafa yorulacak şeyler de gitsin, o anlık tebessüm ettiren şeyler de.
müebbet hapis istiyorum ben, temel ihtiyaçlarımı giderebileceğim bi hücre... ses olmasın hiçbir yerde, tıkırtı dahi. insanlar olmasın etrafta, gökyüzü de olmasın. karanlık olsun, ışık istemiyorum hiçbir şey göremeyim. giderek körleşsin tüm duyularım istiyorum. ileriyi düşünmek zorunda olmayayım, sonum belli olsun istiyorum. içimdeki bütün -umut- ölsün, gerekirse nefes alıp veren, işeyen, yemek falan yiyen bi varlık olayım ot gibi yaşayayım istiyorum. keza farkım yok pek, sadece çalışmayı seven 2-3 organım daha var, durmuyolar. o yüzden belki de bu rahatsızlık.

bir şeyler yapmak zorunda olmayayım istiyorum. hiçlik, olmamışlık, yaşanmamışlık istiyorum.

12.15.2010

gitar hiro oynuyorum gözlerim kapalı

uzun süre sonra ilk kez zevk alarak oynayabildim şu oyunu. sanırım gitarı bu hafta sonu devredeceğimden oldu bu evet. ama bi de şey var, koduğumun gh3ü crashleyip durmaya başladı geçen, bugün de açılmamaya başladı. ben ne yaptım? patch indirdim, kurulmadı. elimden gelen her şeyi yaptım(peç meç işte) bu ilişkiyi kurtarabilmek için, olmadı. ı ıh dedi. dedim sikerler, önümüzdeki maçlara bakıcaz artıkın, baktım da. gh:wt kurdum hemen. açtım kariyer modunu, çıktım hemen sahneye elbise falan seçmeden. ilk gece 1500 dolar kazandım. aldım deri montumu, yırtık kotumu ve deri çizmelerimi. dedim yeni gitar da alayım, onu da aldım. gh3te mediumda oynadığım oyunu bi de hard'a çektim (5 tuşlooolm!), dedim gel! çok da güzel oldu ha, hem hardda %90~ görmeye başladım, hem parmaklarım ağrıyana kadar tekrar gh oynadım hem de buraya bunu yazdım. hadi görüşürüz iki nirvana tıngırdatayım ben!

11.25.2010

imdat cekici

sen o camda asili duruyosun ya hani otobuslerde, hani bi guven depoluyosun ya insana, bu yuzden seviyorum lan seni. Eli agritan bi kulpumsu yapin var, olsun. Kim kusursuz ki lan zaten. Surekli hirsizlik yapma istegiyle dolduruyosun icmi, sahip ol bana dercesine bakiyosun gozumun icine. Ama yapamam, herkesin gozu sende cunku. O karmasik otobusun goz bebegisin. Seni kullanmak istiyorum, anliyo musun kirmizi!?

Ama biliyorum sahip olcam bi gun sana, asicam hemen odamin camina seni. Belki de bir gun cam kirmak nasip olur bana seninle. Hic uzulmicem o tehlike aninda, sarilcam sana ve vurucam cama goz yaslari esliginde...


ayrıca bu yazı için nesliyana teşekkür ediyorum. tarihin karanlık sayfalarından çıkardı önüme savurdu bunu.

11.24.2010

şimdi uyandım ama

şimdi uyandım ama 15dk daha uyusam nasıl olur acaba?

*15dk geçer, alarm çalar*

obaa süper gidiyorum, yine uyandım. demek ki bi 15dk daha uyuyabilirim

*15dk geçer, alarm çalar*

göz yarım yamalak açık, alarm bile susturulamamış hala fakat kafada dönen soru bu sefer "şimdi telefonu kapatsam (e susmuyo koduğmun şeyi!) insanlara sunabilcek mazeretim var mı?

en ufak bi mazeret varsa telefon kapatılır, uyunur. 4-5 saat sonra uyanılır, telefon açılır ve özürler dilenir. eğer mazeret yoksa da, ya zor bela kalkıp duşa teslim olunur yada sikerim lan bahaneyi diyip telefon sessize alındıktan sonra uyumaya devam edilir. uyanınca özürler dilenir, hiç biri etkili olmaz tabi çünkü insanlar artık sizi tanımıştır, inanmazlar. 

en kötü kısımsa, böyle; uyanamazken uyuma işinde uyanma işinden bile kötü olmak. geceleri yatağa girip 30-40dk tavanı falan izleyip tekrar kalkmak. evde dolaşıp bilgisayarı açmak falan gibi. 

uyuyup uyanabilen bi insan olsam inanıyorum ki "başarılı "biri" olcam, ama yok! olmuyo!

11.03.2010

okumak

cidden çok güzel bişey olduğunu ve günümün 2-3 belki 4-5 saatini sadece bir şeyler okumaya harcadığımı anladım ben. ama önemli olan ney okuduğumuzmuş. ben saçma sapan işe yaramıycak ne var ne yok okuyorum evet, bi kere olsun bana faydası olcak bi kitap okumadım. okumam da, banane lan. sıkıcı oluyo onlar falan çünkü. ama böyle bokum bokum tespitler okumak, meheherere diye gülmek okuduktan sonra falan çogzel.

insanların yıllar önce söylediği sözleri falan okuyup vay anasını adam tespit sıçmış ak falan diyorum, sonra da dünya değiştolm diyerek o sözlerden hiç bi ders almıyorum. ya da forumlardaki tartışmaları falan okuyorum. adam critlemiş vehöhe diyerek sayfayı değiştiriyorum ardından, 2 güne unutup gidiyorum okuduklarımı. hayvan gibi de zaman geçiriyorum bu şekilde. biri de dürtmüyo ki al şu kitabı oku lan, al şu notları oku lan sınavın var diye. sınav kıçıma doğru hızlı hızlı ilerlerken de bişeyler yazayım ki süper olsun, yazmış olayım diye açıyorum blogu. bak yazdım şindi, birazdan da okuycam bu yazdığımı yayınlamadan önce. çünkü ben saçma şeyler okuyan bi insanım. bence şu cümleyi görüyosanız siz de saçma şeyler okuyan insanlardansınız. okumayın, gidin ders mers çalışın. hayatınızı onlar kurtarcak bak. valla lan, kurtarır bence. o zaman ben dizimi bitireyim, kaldı bi buçuk bölüm zaten. sonra da ders çalışayım. ardından da alarmı öyle güzel bi saate kurayım ki hem kalktığımda yeterince uyumuş gibi hissedip "gitmesem de olur bence okula" diyene kadar duşta bulayım kendimi, hem de sınava falan yetişebileyim ki 2 in a row! yazsın kafamda. çünkü ben dün sınava girdim, çünkü yarım sayfa bişeyler yazdım o kağıda. ve sonra evet o yazdığımı da okudum. çünkü ben saçma şeyler okurum.

10.05.2010

istatistik çogzel bişey

1 yıl oldu bu koduğumun blogunu açalı, daha bugün böyle bi özelliğinin olduğunu sitenin istatistik tuttuğunu öğrendim. çok eğlendim resmen. insanlar süper keywordlerle gelmişler bloga, hepsini çok sevdim. googleda küfür aratınca tepelerde çıkan bir blog sitemin olması beni gururlandırmadı desem yalan olur ayrıca. "OROSPU ÇOCUĞU TTNET" diye arama yapınca tepede ben varım! ve bu benim için çok büyük bir gurur kaynağı oldu 10dk falan önce, dedim yazayım bunu buraya. küfür eden arkadaşlar, hepinizi seviyorum, çünkü ben küfür denen şeyi seviyorum. çogzel. şimdi azcık facebook, twitter, pati refreshleyeyim. haydin bye.

9.28.2010

çok dil çıkartıyo şımarmış bu

-çok dil çıkartıyo şımarmış bu
- yok ablası onun ayakları bozuk. yıllardır ayakkabısının dili kayar öyle. sürekli düzeltir, o yüzden sana öyle geliyo. ne giyerse giysin, nasıl giyerse giysin ayakkabısının dili varsa kayıyo çıkıyo illa bişey oluyo. şımarık falan değil o. nefret de ediyo aslında o ayakkabı dilinden. ama belli bi zaman sonra salıveriyo. koyu renk giyinip, açık renk çorap falan giyiyo bazen umursamadan. siyah pantolon ve siyah ayakkabı giyiyo, ayakkabının dilinin arasında masmavi sırıtıyo bazen çorabı. üzülüyo bazen farkedince, sonra diyo ki rahvan. rahvan da güzel kelime bu arada. gideri var gibi. gidiyo çünkü. o değil de, sokakta tek ayak üstünde seke seke ilerlerken görürsen de şaşırma onu, muhtemelen tek ayağının dilini düzeltmeye çalışıyodur o sırada zaman kaybetmeme isteği ile. ama farkına bile varamıyo bazen 10 saniyesini ayırıp düzgünce düzelttiğinde daha çok zaman kazanabileceğinin. bi yandan yarım yamalak ilerleyip bi yandan da düzeltmeye çalıştığı da olmuyo değil işte dediğim gibi. işi gücü yokken bile zaman kaybetmek istemiyo akıllı. bi yere gidecekse de erkenden gidip en sevmediği işi yapıyo, bekliyo. sanki böyle yapınca zaman kaybetmiş olmuyo it, gel de anlat işte. anlamaz ki. tçıntf tçıntfs tçıntfs(bu efeği de bi türlü veremedim gitti ak).

9.26.2010

çöp

tahta kalemi açarsınız ya kalemtraşla hani. kıvrılır kalemin dış yüzü, açıldıkça ince ince kabuk çıkar kalemtraştan. hiç bi işinize yaramayacağını bile bile özenirsiniz ve o kabuğu kırmamak, ona zarar vermemek istersiniz. onu seversiniz, o kıvrılıp kırılmadıkça hoşunuza gider, birden olay kalemin ucunu sivriltmekten çıkar ve o kabuğu olabildiğince uzun ve sağlam yapma uğraşına döner. kontrol sizde değildir o kırılana ve siz gerçeğe dönene dek. kalem gerektiğinden fazla kısalır bu işlem sonunda. ucu çok daha sivri olur, en ufak bir şeyde o uç da gider hemen; zedelenir. sonu hüsran olacak bir şeyi(farkında ola ola) izlemekten zevk aldığınızı sanırsınız, aslında kendinizi sınıyosunuzdur o esnada ama kontrolü kaybettiğiniz anda olay sizden çıkar tamamen. saçma sapan şeyler yazarsınız böyle, geriye dönüp okuduğunuzda siz bile anlayamazsınız ne demek istediğinizi. ama yazmışsınızdır bi kere bir şeyler, yarıda bırakamaz bitirmek istersiniz; kontrol sizde değildir. kontrolü elinizde tutun, her şeyi aşk sanmayın. erimeyin.

7.29.2010

monitörde öldürülmüş sinek

evet şu an eski bilgisayarımın başındayım. 1 yıl olmuş, özlemişim sanki. ama üzerinde 3 tane sivrisinek cesedi var. bre baba, neden öldürdün ve cesetler kuruduktan sonra temizlemeye çalıştın ekranı? briçin mi bölünürdü aksi taktirde? iz kalmış işte, duruyo orda. hatta birinin bacağı bile duruyo. yoksa insanların mouse imleci ile sinek kovalamaya çalıştığı gerçeğini abartıpta sen o imleçle mi temizlemeye çalıştın ekranı? evet bana dert oldu, temizlemicem de, bakalım bi dahaki ay yine buraya geldiğimde duruyo olacak mı o cesetler. bana dağınık, pis, hiç bir şeyi umursamıyosun diyodun, seni de görücez. vınn almışsın kaçak, ona değinmek istemiyodum ama içimde kalıcak. tam olarak sana benzemeye başladığımı farkettim bu hareketini de görünce. hoşuma gitti.

çift sarılı yumurta

her seferinde mutlu eder mi insanı ya? ediyo beni resmen. neler düşündüm bugün boş vakitlerimde. insanlar barlarda tabak kırar, ceket yakar, peçete saçar(en son 8. sınıfa giderken izlemiştim televolemsi şeyleri tabi, moda buydu; değiştiyse bilemem) ben bara gidip çift sarılı yumurta kırmak istedim bugün. içeceksin birayı, masada bitmiş olan elma dilim patteslerin tabağı olcak, yanında koli koli çift sarılı yumurta tabi. kıracaksın. ne stress kalır ne başka bişey. hep bi tereddüt olcak ama, tek mi lan bu seferki diye. çift çıktıkça bi mutluluk belircek suratta, sırıtçaksın derinden derinden çift çıktıkça. tek çıkarsa da küfürü basıcan tabi kandırıldım! diye. düşünmeden ama çift sarılı olma sebebini.

7.11.2010

poşet torbam

-evinizde poşet torbası var mı lan?

-ha?!

-poşet torbası poşet, içinde onlarca poşet bulunan torba işte. mutfakta falan duruyo genelde, ya da evin az kullanılan ama hemen tozlanan köşesinde

-var abi.

-sizin ev gerçekten bir ev o zaman artık!


evet. ev dediğinde olur poşet torbası. poşet moşet birikir orda. pazardan gelen renkli ama kalitesizler, süpermarketten gelen hışırdaklar ve genelde giysi alışverişinden kalan ve katlanarak saklanan markalılar. bazıları ayrı ayrı koyar hepsini, hepsinin işlevi farklı çünkü. markalılarla elektronik eşya taşınıyo genelde, ha zor durumda kalınca renklilere kadar düşüyo standart fakat asıl işlevleri farklı bunların.

renkliler en iyileri aslında, uçurtma falan yapılıyo özenerek kesince. yaptım ufakken evet, çıtalı falan diyoduk hatta bildiğin uçurtmaya. gerçi uçmuyodu benim uçurtmalar hiç, sadece götünde sağa sola çarpan bir uçurtmayla koşturan bi seyit. ha yılmazdım hiç, koşardım elbet doğru akımı yakalayıp havalandırcam ben onu diyerek. havalanmadı hiç. sonra dedim lan madem sürekli koşuyom, madem havalancak bişeyler takayım da buna en azından bi efek oluversin arkamda, direk renkli poşet bağla ipe. sonra takıl ve düş. kaş yarılsın. yarılıyo, kaş bu sonuçta. hatta bak hatırladım da, o yara iyice iyileşip kabuğunu çorbama düşürmüştü. o günden beri yaralarımı yolarım çorba içmesem dahi, düşüyo.

ha bi de iri poşetler var. onlarla en iyi bilgisayar kasası taşınıyo, ya da elbise dolduruyon içine kısa mesafeli ve çok kalmalı yerlere giderken. demem o ki, poşet iyidir. en olmadı çöp doldurursunuz. poşet torbanız olsun ulaşabileceğiniz yerlerde, kullanın. sevin onları. gerekirse 3-5 kuruş verip alın.

7.08.2010

biit it

dırıdıığt dıt dıdıığt dıt biidit biiğd it!


çogzel şarkıymış, iki gün önce farkına vardım.


avatarı uyku sersemiyken özgürle birlikte yazmışız da haberimiz yokmuş. hele o bıçak çeken robot, uykuya dalmadan 10sn önceki fikir kesin.


uykum var ama uyuyasım yok, çok garip.


terkedilmek de güzel, sürekli.


film indirme seanslarıma başladım tekrardan, indirmek çok eğlenceli evet. keşke izlemek de öyle olsa.


internal ve external olmak üzere hiç bi harddiskimde yer kalmadı. dosya silmeye başlıycam sanırım tekrardan.


kastım çapır kapıp, mençıstır yolunu tutmak farz oldu. çünkü; beer beer beer, im goin' for a beer!


nerdeyse bir haftadır bi yerlerim ağrıyo. bel, göt, bilek ve bilimum organlar.


cüzdanım çok şişkin, 10 ve 25 kuruş dolu.


kısa espri: iki kadın sessizce oturuyomuş.


olay internette değilmiş ve ben haklıyım.


mahmut.


bmw'ye sürekli beğemve diyorum. ufakken de bmc ile karıştırıyodum zaten.


mayonezi de bi sevemedim tek başına. ketçapsız olmaz. ama ketçabı tek yerim bak, güzel.


itiraf: şu tepedeki kazanç sağlayın butonuna bi kere bile tıklamışlığım yok. evet orda öyle bi buton var.


hmmpfs hmmpfs çam kokuyor

hmmpfs hmmpfs çam kokuyor

buz gibi çamlar dizimde patlar.

7.01.2010

iç.

öncelikle satırlarca yazı yazdığımı ve çat diye elektriklerin gidip gelerek yazımı piç ettiğini söyleyerekten dalıyorum bloga.


özlemişim ben kahve içmeyi, karton bardak ve tahta karıştırıcı ile. fındıklı cafe crown. şaşmaz.


facebookta "chat (0)" ibaresini görmekten bile hoşnut oldum günler sonra, özlemişim.


makarna falan yaptım bi de, güzel oldu ilk kez. severek yedim. çok açtım ondan da olabilir ama deneyim diyip geçiyorum. evet 3. makarnam.


patates soymayı da öğrendim bu zaman diliminde("bu zaman dilimi" tanımını yapmıycam), patates soyasım var deli gibi. hazır patates almak yok bundan sonra. bi de patates kızartması yedikten sonra yüzümü yıkamama gerek kalmasa mis gibi olcak. ama burnumla falan yediğimden çok feci yağlanıyorum :(


yolculuk öncesi bişeyler unutmak artık kural gibi oldu bende. bundan sonra ufak tefek şeyleri kurban edicem "yolculuk öncesi bişeyleri unutturan güce". tarak falan bırakırım. diş fırçası ve dondan iyidir.


yine kola, kahve seansları başladı, güle güle su.


deli gibi oyun oynayasım vardı, 20dk falan oynadım ve geçti. geçmeseydi keşke.


ipin ucu kaçtı, internete alışamadım tam. nereden başlasam bilemiyorum. msnden ve facebooktan insanlarla sürekli konuşan bi insan oldum. kötü demiyorum, yabancı olduğum bişeydi demeye çalışıyorum.


sürekli bişeyler yapasım var, dışarı çıkmak konuşmak falan gibi. bastırmam lazım, çünkü eskiden bunları yapmaya üşenen ben, bu güdüleri bastırmaya üşeniyorum. değişime çakayım. sevmedim.


elektrikler tekrar gidip gelirse bloga baştan başlamam, şimdiden söyleyim. sonrasına karışamam.


sürekli laptop klavyesi ve cep telefonu tuşlarıyla haşır neşir(bunu da kullandık) olmaktan klavyemi değiştiresim geldi. çok kalitesizmiş lan. neyse alışırım ben buna.


yapçak bişey aramayı kestim artık, kader kısmet. kadere inanmak çok güzelmiş, yeni yeni.


kamburuma selam ediyorum tekrardan, kısa süre içerisinde görüşmek dileğiyle öpüyorum.


"iki yüzü kara" lafına kafa yormıycam artık. benim için pek bişey ifade etmiyo.


blog mlog fani işler olm! diyenlere de laf yetiştirmicem. kodumun ruhanileri sizi.


kısa sürede neler yapıldığına şahit oldum. bundan sonra her işimi son dakikaya bırakıcam. hem cayıp yatma olasılığım da artar, uğraşmamış olurum.


kitap en iyis dosttur falan derler. ben birasından bi yudum alamadıktan sonra ne yapayım öyle dostu!


artık telefonda da hızlı yazabilmeye başladım. ne işime yarayacak bilmiyorum. avea sonuçta hat.


bi de bazen cümleleri bitirmeye üşenmesem çok güzel olacak da, anlaşılıyo sonuçta. gereksiz.


son zamanlardaki eğlencelerimden biri de quote okumak oldu. quote'dan kastımı anladınız siz. hem insan o lafları anladığını düşününce daha da bi zeki hissediyo. bazen de götüyle anlamış oluyo. olsun.


ne planlarım vardı teeeey tey, hala var.


yalancının şarjı...


yancının farzı? ı-ıh


konser monser hikaye diyorum da, içim gidiyo lan bazen. neyse dio gg oldu da pişmanlık seviyem %87.6 oranında düşüverdi.


beğendiğim otobüsten logo çaldım. daha doğrusu söktüm ve kazıdım. napıcam onu bilmiyorum. kısa süre içinde kaybederim ben bunu, verdiğim zararla kalırım.


şurdan kocaman bi tsunami gelse...(tsunaminin de ufağı olur ya hani)


ben denize deniz demem. denize gidelim çok masum oluyo çünkü. ben denize gitmem, sahile giderim.


terlikleri temizlemek adına tam ortamdan ayrılırken terlikle dalarsın ya suya. sonraki her adımında bi pişmanlık, bi huzursuzluk olur. eski halinden çok kum yapışır, o duyguyu sevmiyorum işte.


damla vardı bi de eskiden, alt komşum. hiç sevmezdim. bak aklıma geldi durduk yere, iğrenç


vodka içememek falan çok güzel şey, biraya olan saygı artıyo.


her çıkışın bi inişi de varmış, bazı ibneler inilmesi gereken yerden de çıkıyo. buna ne dicez?


bence birisi mouse'la falan bizi yönetiyo. o tıkladıkça gidiyoruz sağa sola. sağ tıklıyo kafamıza, konuşturuyo falan bizi. biz aslında biz değiliz, bi yöneticimiz var. beyin sanıyoruz onu hep. beynimizde çip var çip, uyanın! ya da gerek yok uyanmaya, bırakın dertleri de o ibne düşünsün. vardır bi çözümü.


sigaranın son fırtı olayım da asıl bana?!


anlatıcak çok şey olması güzel de, insanları dinleyici olarak beğenmemek o kadar da iyi değil. ah şu insanlar yok mu!(iç ses: sen nesin lan itoolu?!)


bunlar sıkıntı kaynaklıdır, sıkıntı başgöstermeye başladı.

6.28.2010

odaklanıyo insan.
















insan sıkıldığı zaman, gerçekten sıkılıyo yani. yapçak bişey bulamıyo tatile diye gittiği yerde hava yağışlı olunca. saçma sapan şeyler yapıyo. sonra sıf zamanı boşa harcamadım olm mantığıyla sağa sola koyuyo yaptığı şeyleri. evet burda yaptığım şeyler fotoğraf çekmek oldu telefonla(!). şeker meker çektim. nabalım, evde başka bi bok yok. olsa da fotoğraf çekene kadar yeriz zaten. neyse madem çektim, ekleyeyim bloguma da, 35li yaşlarımda geriye dönüp bakarım belki(hiç sanmıyorum lan, üşenirim), güzel olur. ayrıca 35li yaşlar ne güzel bi tamlama oldu. neyse.



6.05.2010

3

hani sabah(burası biraz yalan oldu, sabah uyanma işi zor) yataktan kalkar kalkmaz ayaklar kettla'a gider ya, koyar suyu ve basar düğmeye. su ısınana kadar işenir(el yıkarken 2 kere happy birthdays to you boris şarkısı tekrarlancak!) ve tekrar hızlı adımlarla mutfağa gidilir ve kaynayan su görülür. el buzdolabındaki 3ü1 aradaları arar. ardından karton bardakta kahve yapılır ve ilk yudum alınır kaynar kaynar. o paramparça boğazı deler ve geçer mis gibi kahve, sadece o his için uyanılır işte. bilgisayar başına geçilip sigara yakılır genelde. maildir ,forumdur, blogdur, fbooktur kontrol edilir. kahve bittiğinde bilgisayardaki tüm iş de bitmiş olur. 15-20dk amaçsızca oturduktan sonra duşa girme kararı alınır ve duşa girilir. çıkınca bi kahve daha içilir ve belki kahve sonrası üşenmeyip bişeyler yenir. yemekten sonra sigara imba gider olm! diyerek sigara yakılır ve insanın canı yine kahve çeker, ve evde kola da bitmişse günün 3. kahvesi uyandıktan neredeyse 2 saat falan içinde tüketilmiş olur. güzel olur. sonra evde aylak aylak dolanmaya başlanır, yapçak bişey yoktur. insanları ararsınız "gelsenize plx" modunda, gelirler. giderler, bi kahve ve sigara da onun üstüne. sıkıntı eğer gerçekten sıkıntıysa, saate aldırmaksızın bi çıkayım dolanayım modunda parka atarsınız kendinizi. telefon çalar ve 2 gün sonra olmanız gereken yerin adresi verilir, saati verilir. stress başlar, sanki zaman yokmuş gibi eve gitme isteği belirir içinizde, gider bi kahve daha yapar ve bilgisayar başına geçer ardından google mapsi açar adresi tamamen öğrenir, neyle nasıl gideceğinizin planını yapmaya başlarsınız. o saatte verilen adreste olmak için planlar yapılır, bi sonraki gün tamamen o planlarla geçer kafada falan, bi bok yapmadan.

bazen eğlenceli de olsa genelde kafa siker bu olay falan işte, neyse bitiremedim yazıyı fds.

5.30.2010

sonra seyit neden sınavlara girmiyo oluyo

ak, sınavlara girerim girmesine de, insan üşeniyo. aynen şu yazıya şevkle başlayıp devamını getirmeye üşenip bu yazıyı burda kesmem gibi.

4.17.2010

fakat evin koca karı dolması?

yemek olan değil, bildiğin koca karılar. bağırarak dedikodu falan. hepsinin allahına kadar tesettürlü olması, bi tane ergenliğe de yeni yeni giren çocuk, ve sesinin odamda bile yankılanması. odadan çıkamamam. el yüz yıkamaya bile komando gibi gitmem, parmak ucunda.gerçi komandolar parmak ucunda gitmez de, ev komandosu işte evet.

ama karnım doydu lan, böreğidir kısırıdır. bi de tavuk göğsü ohş.

neyse kardeşime mesaj atayım da kahve yapsın, giriş iznim yok bildiğin içeri. access denied diyo her yaklaşışımda kapıya. ayrıca mutfakla salonun birleşik olması çok SÜX. şu an buna da karar verdim. sıçasım gelse sıçamayacam lan bi de.öeh. gitsinler pls erkenden.

download beklemek

negzel esti birden modern warfare 2 oynayayım dedim netten. xfire indirdim üşenmeden, kurdum, yıllar önceki şifremi falan hatırladım mutlu mesud server da buldum. awaiting connection dedi, 3 dedi, 2 dedi, 1 dedi. YOUR VERSION IS 1.5 THIS REQUIRES 1.7 diye bi uyarı gördüm, üzüldüm. dedim indireyim işim gücüm yok bu saatte. aradım ve 1.7 patchi buldum 37mb, eyv. indi 45snde falan mutluyum hala. fakat. fakat... 1.6 to 1.7 çıktı patch iyi mi? dedim yine eyv, indirilir işsiz güçsüz bi insanım en nihayetinde.1.5 to 1.6 patchini de buldum, fakat neden bi patch 280dk olur lan? onu beklerken o 5dk boyunca ne bok yicem ben. tabiki blog yazıcam. ahanda indi, eyvallah.

4.11.2010

iman powerla çalışan otobüs

evet evet! var böyle bişey. geçen gün sabaan köründe vizeye giderken farkına vardım. yanıma bi karı oturdu, kapkara! evet bildiğin çarşaflı karı. kulaklık mulaklık takılı da olsa duyuyodum o bismil bismil bismil bismilh laflarını. karı otobüsten inene kadar -ki neredeyse 60 dakika sürüyo yol- susmadı.o anda dedim ki bu karı böyle demese, kesin kaza yapardık. ama yapmadık, çünkü karı bismil çekip durdu. kulaklığı falan çıkardım bi ara, bana baktı ters ters, bana bakarken bile dudakları oynuyodu derinden bismil bismil efekleriyle. kendimden utandım o an, bu kadın bu kadar çabalarken yaşamamız için ben nabıyorum lan?! dedim, içimden geçirdim desem mi lan ben de, daha hızlı gider miyiz ki falan diye ama hayata geçiremedim bu düşünceyi. neyse, başım ağrıdan sikilmek üzere, iki bismileyim ben belki iman power baş ağrımı geçirir. kahvemi bitiren babama selam etmeden de bitiremem bu yazıyı, seviyorum seni baba.

4.08.2010

kendini kandırmak

en iyi yaptığım şey sanırım lan, her gece bu sefer kalkıcam! uyanınca alarmı kapatıp yatmıcam! diyorum kendi kendime ve cidden inanıyorum da.sabah oluyo, alarm çalıyo, 11dk sonrasına erteliyorum alarmı, bu son diye diye. kalkmam gereken saat geçiyo. evden çıkmam gereken saat de geçiyo.sınav saati de geçiyo, üstüne bi de 2 saat geçiyo kendiliğimden uyanıveriyorum.uyandığımda kendime söz veriyorum, ilk sigara, üstüne yemek ardından ders çalışçam diyerek. yemek bitiyo, bi sigara daha yanıyo, mesajlaşmalar bilgisayarı açmalar bi bakmışım 2 saat daha geçmiş.12den önce tüm çalışmamı bitirecem ve yatağa giricem diyorum bu sefer gerçekten inanarak, bi bakıyorum ardından saat oluyo 12.tamam 1 saat çalışıp yatarım ardından erken kalkıp otobüste çalışırım, okulda da ondan bundan bişeyler dinleyip sınava hazırım olm! da diyorum üstüne bi de utanmadan ve buna da inanıyorum.15dk bakıyorum kitaba, 30dk mola veriyorum. 15dk daha bakıyorum ve 1 saatlik mola geliyo ardından bi bakıyorum saat oluyo 3. nette salak salak gezerken saat oluyo 5 ve yatıyorum. 1 saat yatakta debelenip uyuyorum 6-7 arası ve 9da kalkacağıma inanarak.sonra yine alarmı erteleme faslı falan derken gözlerimi bi açıyorum saat 3 olmuş, önce otobüs kaçmış, ardından sınav ve ardından herşey. yine aynı yalanlarla 12 ediyorum saati ona buna söz vererek ve sonda baştan.

ama biliyorum o son kahve sikiyo hep beni, şimdi evde kahve de kalmadı, umarım gidip almam sıkılıpta.yok, okul bitti nerdeyse ben hala çalışıcam bu sefer, derslere giricem falan diyorum, bu kadar da göt olunmaz vallahi. kimi kandırıyosam...

4.04.2010

uyunmuyo ya hani bazen

uyuyası geliyo insanın, ama uyumak istemiyo; öyle bişey.

dışarı çıkası geliyo uykunun ağırlaştığı anlarda, ama üşeniyo. bağırarak şarkılara eşlik etmek istiyo, ama sesi çıkmıyo. tepinmek istiyo ama götünü kaldıramıyo, aynen öyle işte. 

sabaha kadar bir sürü şeyle uğraşıyo, ama geriye dönüp baktığında hiç bir şey yapmamış oluyo hani; öyle garip bişey.

şimdi deli gibi film izlemek istiyorum, ama büyük ihtimalle filmin yarısında uyumaya karar vericem ve yarıda bırakıcam güzelim filmi. e yarıda bırakınca geri dönüp izleyesi de kalmıyo filmi insanın. 4-5 kere oldu yani, yapamadım. e o zaman açayım bi oyun oynayayım diyorum, 5dk ooo süper gidiyo lan diyorum 7. dakikada alt+f4. işte böyle anlarda bu koduğumun bloggerı giriyo devreye, açıyorum yardırıyorum ama metnin başıyla götü çok feci tutarsız oluyo. ama o kadar yazmışken de "kaydı yayınla"madan olmuyo.o yüzden hep bunlar böyle, gerçekten. o zaman anlaşalım; ben 20şer dakikalık bölümlerden oluşan spaced'ime bakayım. sıkılmaya vakit kalmadan bitsin bölüm, sonra da siktirolup uyuyayım.

bye.

3.27.2010

birlikte yaşamak

hani bazı şeylere aşık olursunuz ya, kişilere değil; şeylere. ne bileyim bağımlılık falan yapar, sürekli onu istersiniz onsuz olmaz falan. o şeylerden kurtulmak istiyosanız odanıza koyun. hergün görün ve sıradan bir şey haline getirin. en ufak bi tadı kalmıyo evet.nargileeee<3<3<3<3<3 modunda aptal liseli bi kız gibi dolanırken bu heves uğruna nargile aldım ve odama diktim.bi kere doğru düzgün kullandım ve tüm hevesim kaçtı, her gün burun burunayız ve sıkıldım bi işe yaramadığını düşünmeye başladım.
tatmin edici değilse evlilikleri düşünün, daha açmıycam bu evlilik konusunu çok genel bi konu çünkü fds.
görmekten çok mutlu olduğunuz bişeyi her gün görün, her anınızda falan ama böyle. resmen çok sıkıcı bir şey haline dönüşüyo. şu an captain obvious gibi olduğumu düşünmeye başladıysam da, benim bu olayı yeni yeni farkediyo oluşum benim gibi geç kalmış başkalarının da olabileceği anlamına geliyo evet.3 günde 1 kahve içip bundan zevk alan birisiyken günde 5-6 bardak kahve içmeye başlayıp artık kahveden zevk alamadığımı da belirtmek isterim ayrıca.ama içmeyince de bişeyler eksikmiş gibi oluyo falan işte, neyse ben uğraşacak daha güzel şeyler bulayım ehe.

3.25.2010

şişmanın götü şevkat doğuruyomuş

bu şişmanların şevkati, güleryüzü çıldırtır beni yahu. bildiğin delirrim gördükçe o mutlu ama mutsuz, acıyan ama umursamamak için elinden gelen her şeyi yapan ifadeyi.
bi kere sen şişmansın, senin şevkatin yalan arkadaş, yiyosa zayıfla ve şevkatli ol, bağışla, bağrına bas. ben şişman olsam ben de şevkatle yaklaşırım her şeye, çünkü şişmanım başka yapçak bişey yok. önemli olan şişman değilken yapmak bunu, içinden gelcek, göt kaynaklı olmıycak.
ve bi gün rastlıycam ben şişman ve kötü kalpli insana, gidip ellerini öpücem işte onun. sırf kendisi olduğu için, şişmanlığın kendi benliğini yenmesine izin vermediği için, "şişman ve şevkatli" olmadığı için. yapıcam bunu. görürseniz böyle birini, haber verin sıf ellerini öpmek, o nur yüzünü görmek için koşar adımlarla gidicem yanına.

3.20.2010

bilgisayarda oturma terliklerim

biliyorum sizi kısıtladığımı, o 1 metre kare alanın dışına çıkamıyosunuz hiç, koltuğumun yanındaki diğer çifti kullanıyorum evin diğer alanlarına erişmek için. ama emin olun en sevdiğim terliklerim sizlersiniz, hiç bir zaman kaybolmuyosunuz. yeriniz yurdunuz belli, kötü alışkanlıklarınız yok, evlenilecek adam profilindesiniz tam. ne yatağın altına kaçarsınız, ne tuvalette unutulursunuz ne de balkona sokağa falan çıkarsınız, çok iyisiniz.

tozlanıyosunuz bazen, ama olur o da. sizin tozunuz benim tozum sonuçta, gücenmeyin sakın. aylardır kablolarla iç içesiniz belki de, sürekli bass vurup kafanızı şişiriyo da olabilir bu sırada, ama hiç laf etmiyosunuz ve kaçmıyosunuz koltuğumun altına. işte bu yüzden seviyorum sizi.bazen eşiniz falan değişiyo ama hemen farkedip düzeltiyorum özenle; çünkü siz buna layıksınız be.

3.19.2010

internet explorer ve internet

internete bağımlı olduğunuzu düşünüyorsanız ve internetten kopmak istiyorsanız internet explorer kullanın efendim.
gül gibi opera kullanan ve öküz gibi aç olan ben son update'ini farklı dilde yaparak operamı bozmuş bulunmaktayım. mekanı cennet olmuştur umarım. internet explorerla idare etmeye çalışıyorum ve interneti bırakın hayattan soğudum.
bu da böyle bi anımdır, yatayım bari.

3.12.2010

aptal

aptal olduklarının farkında olmayacak kadar aptal olan insanlar var ya hani, sevin onları.

alay edin, anlamazlar.


ama bi de aptal oldukları halde kendilerini akıllı/zeki herneyse öyle bişeyler olarak görenler de var. işte eğer ben bunlardan biriysem vay halime :(

bu beni çok üzerdi dostum. it really would.

3.07.2010

konserve balıklar

bir cuma akşamı, saat 19.00 civarı. taksimdesiniz, eve dönmek var kafanızda ve vapur mu metrobüs mü derken kendinizi metro ile mecidiyeköye giderken buluyosunuz. iyi ya vapur kaçırma derdi yok gibisinden kafada bir şeyler kurarken metrobüs durağına varıyosunuz ve pişmanlık denen şeyi o kadar güzel ve yerinde deneyimliyorsunuz ki, ilk 3-5 metrobüse zaten sadece bakakalıyorsunuz.

boş 34ler geçiyor, 34A'lara ise yanalışmıyor bile. yine kafada zincirlikuyuya yürüyüp orda sıfıran kalkan 34A'yı yakalama planları dönerken tam önünüzde bir 34 duruyor ve içinden Ayrılsak da Beraberiz dizisinin sevdiğim oyuncularından biri olan idris(kapıcı işte) iniyo. şaşkınlıkla onu izlerken(ünlü adam~metrobüs) önünüzden bi anda yolcuları doldurup geçen 34A ile göz göze geliyorsunuz.mutsuzluk, keder falan derken arkadan gelene binmek için planlar dönüyo kafada, metrobüslerin kapılarının tam olarak nereye düştüğünü falan hesaplayıp tam orada durmaya karar kılıyosunuz ve başarılı da oluyosunuz. ama bu başarı resmen yakıyo içinizi, çünkü kıpırdamak imkansız oluyo o aracın içinde. konserve balıklar hakkında düşünmeye başlıyosunuz, aklınıza garfield ve "lazanya" geliyo. sonra lazanyanın aslında balık olmadığını, fırında makarna olduğunu hatırlayıp yıllarca yanlış bildiğiniz şeyin moralinizi bozmasına izin veriyosunuz. yıllarca yanlış bilmekten yola çıkarak da "ozmo" geliyo aklınıza. ingilizcenizin temellerini oluşturan "ozmo"nun da dişi olduğunu tam 8 yıl sonra öğrendiğiniz... bazı şeyleri kafada yanlış kurduğunuz ve yorumladığınız gerçeği yakıyo içinizi.herşeye uyarlıyosunuz bunu, şimdiki "gerçekliklere" falan. metrobüs rahatlıyo tabi, gözünüz dışarıya kayıyo onca düşüncenin arasında ve inmeniz gerektiğini farkedip apar topar atıyosunuz kendinizi dışarı. durağa hızlı adımlarla ilerlerken kafanızdan e10 mu beklesem ilk geçen 16k ya mı binsem sorularını atamıyosunuz ve önünüzden tıklımtıklım bir 16knın geçtiğini görüyosunuz. ve hemen arkasında duran e10, içinize bi su serpiliyo, atlıyosunuz hemen.

rahat rahat e10la yolunuza devam ederken günün sikikliği falan aklınıza geliyo ve bir şeyler yapma isteği beliriyo içinizde.alkol/nargile, ve tabi ki alkol istiyosunuz o yorgunlukla. arıyosunuz arkadaşlarınızı, planı yapıyosunuz otobüsten inene kadar. eve uğrayıp çantayı fırlatır fırlatmaz plan eşliğinde biralar alınıyo, b.kingden menüler dolduruluyo ve stadımsı bi yerin merdivenlerinde buluyorsunuz kendinizi, teneke biraları kim önce bitirecek diye yarışırken...


yani demem o ki; düşünmeyin pek. yavaşlıyosunuz.

3.06.2010

ruinin' everythin.

böyle bi his bürüyo içimi yavaştan.

yaptığım, yapacağım şeyler herşeyin amına koycakmış gibi hissediyorum. e yapmayım şundan sakınayım bunu yapmayayım diyorum; bu sefer de başkası gibi davranmaya başladığımı farkediyorum. iki türlü de olmuyo yani, garip baya.

bi de alkol var tabi, sigarayla. bildiğin tad veriyo ikisi de. e düşününce bu da sıkıyo canımı, kola kola kola derdim eskiden; içemiyorum artık. tatlı şekerli bişey. kahve bazen, ama bira (L)

nolcak lan böyle. peter pan okuyayım da neşe katayım bari hayatıma for fuks sake.

3.04.2010

insanları, yalancı biri olduğunuza ve yalan söylemenin çok basit ve olağan bir şey olduğunu düşündüğünüze inandırıyosunuz. ardından o kadar dürüst biri oluyosunuz ki, bu kadar dürüst olunabileceğine genelde inanamıyolar ve söylediklerinizin hangisinin yalan hangisinin doğru olduğunu kafalarında kurmaya başlıyolar. yani söylediğiniz yalanlar için kafa yormanıza gerek kalmıyo hiç bir zaman, bi şeyler kötü gittiğinde de "ya sen yanlış hatırlıyosun, ya da yalan söylemişim" gibisinden basit cümleler kurarak kafalarını karıştırıyosunuz.

stress denen şey tamamen kalkıyo, dilediğiniz gibi yalan söyleyebilir ya da dilediğiniz kadar derin şeyler anlatabilirsiniz tüm içtenliğinizle artık insanlara. anlattığınız şeyler sizin sorumluluğunuzda değil artık ^.^

kime ne demiştim derdi bitiyo, çünkü neredeyse tüm sorulanlara verdiğiniz yanıtlar aynı oluyo ne de olsa inanmazlar mantığıyla hareket ettiğiniz için. gerisi onların derdi, ehe.

3.03.2010

msn ve insan.

sürekli cevap yazmıyorum diye kızıyolar bana msnde, e bıktım tabi ben de sürekli böyle azar işitir gibi ehe mehe demekten. evet 3-5 aydır kullandığım taktiği açıklıyorum burada.
iletisine/nickine "yazmayın! çok sinirliyim bulaşmayın! çok meşgulüm!" gibi şeyler yazan ya da kısaca size cevap veremeyecek durumda olan insanlara bildiğiniz yazıyosunuz. naber, şşt, hey, sup, wassap her ne isterseniz... e cevap gelmiyo tabi, 2 ay sonra falan bi şekilde karşılaştığınızda veya msnde işiniz düştüğünde(herhangi bi diyaloğa girdiğinizde) size atarlanacaklardır direk selam vermiyosun, bişey yazıyoruz cevap bile vermiyosun diye. elinizde çok büyük bi koz var; BEN GEÇEN YAZDIM SİKLEMEDİN, NABİİM YANİ KONUŞMAK İSTEMİYOSUN DİYE DÜŞÜNDÜM. çok etkili, direk üste çıkarsınız o günü hatırlarlarsa. hatırlamazlarsa da hatırlatın, mahçup olurlar. siz de yaptığınız orospu çocukluğuyla kalırsınız.


saygılar bizden

dişler ve müzik

hani insanlar diş gıcırdatır ve bundan rahatsız olunur ya, olmayın.
çünkü çok eğlenceli diş gıcırdatmak, birbirine vurmak. açın oynak bi müzik, bırakın çenenizi ritme. alt çene bi sağa bi sola oynasın o ritimle birlikte, üst ve alt dişleri de iç içe sokuşturun her sağ<->sol hareketinde birbirlerine sürtsünler, dizinizi zıplatmaya başlayın ardından. parmaklarınız da eşlik etsin dişlerinize. otobüste size bakmaya başlasınlar; umursamayın. o kadar kaptırın ki, gözler kapansın ve kafa da sağa sola hafiften ritim tutmaya başlasın. musicbox oluverin ayaklı.
eğer bunu sadece ben değil, herkes yaparsa, by şey tamamen normal bi durum haline gelir ve yadırganmaz. hadi siz de destek olun ve tüm arkadaşlarınızı davet edin. davet etmeyecekseniz de bu gruba üye olmayın. oeh.

halk ağzı

bu varmış bende, iyi kullanıyomuşum bu blogda bu ağzı.
yalandır efendim, yapmıyorum öyle bişey. gayet elitist tavırlar içerisinde ota boka laf atıyorum ben burada. halk dediğin başını eğer, ben eğmiyorum; eğmeyin ipneler! diye bağırıyorum.
bi kere halk ağzı olsa bende, giren çıkan belli olmaz o ağza. halk dediğin geniştir, birbirine bağlıdır. ben öyle miyim? değilim. benim birbirim bile yok o derece.halk dediğin eğlenir, topluca takılır. ben soloyum, asosyalim, danayım; ama koyun değilim.
bi amaca falan da hizmet etmiyorum ben, olayım zaman geçirmek sadece. bu kadar da boş bir insanım.

3.02.2010

kahve makinesi

3-5 günlük bi tarihimiz var seninle.e bu kadar kısa sürede bu kadar götlük fazla değil mi be arkadaşım?
gittim kantine, negzel.verdim parayı, dedim 3ü1 arada alıcam, aldım. sonra sola kayaraktan aldım pet bardağı ve karıştırma aparatını. döktüm içine 3ü1 aradayı. geçtim kahve makinesinin dibine sıranın bana gelmesiyle. herkesin bastığı o düğmeye bastım.niye sıcak su vermedin bana? neden? neden sütlü kahve akıttın ve o sik kadar bardakta o garip tada sahip olan kahvemsi şeyi içirdin bana? olmadı.

onu da geçtim, bugün yine aynı şekilde gittim aldım herşeyimi, basmam gereken butonu da öğrendim(hot water yazıyomuş kocaman fsdz), e bardağı da koydum altına. neden suyun yarısını bardağa yarısını boşluğa akıttın be güzelim? o an nabıcam lan diye düşünürken bi kere daha tıklattım hot water'a, bardak dolunca birden bardağı çektim tabi haliyle. neden durmadın? neden o kaynar suyu işaret parmağıma boşalttın? olmadı.

gemi, deniz, martı

hiç sevmem sanırdım bunları. taa ki vapurda kahvemi yudumlayana kadar. dünyadaki o mükemmel 3lülerin arasında üst sıralarda yer alıyo artık bunlar benim için.
hava bulutlu ve olabildiğince gri olcak bi de, ne gökyüzünü ayırabilceksin denizden, ne de denizi gökyüzünden. ufuk çizgisi tamamen kaybolacak, deniz ve gökyüzünü; martı ve gemilere bakarak algılayacaksın, şanslıysan. çünkü bütün gemiler uçan martıları andırıyo o anda, martılar da aynen gemileri. kahveni yudumluyosun the beatles eşliğinde, insanlara bakıyosun sonra. herkesin kafasında bir şeyler dönüyo, işine giden okuluna giden. herkesin kafasında planlar, bazı çiftler var aptal aptal konuşup gülümsüyolar.sonra tekrar kafanı çeviriyosun suratını yalayan rüzgarın da etkisiyle, denizi izliyosun.bişeyler yazasın geliyo, aşık olasın ve susasın.sonra tekrar o manzara kendini binalar ile kulaklığı ve beatles'ı aşan kalabalığın sesine bırakıyo. bütün bu güzellikler birden kayboluyo ve okul stressi beliriyo tekrardan, kopup gidiyosun o denizden. olmuyo.

2.26.2010

mutsuzluk

peki aylardır en ufak hastalık belirtisi bile olmayan benim, bu gece birden boğazımın ağrıması? bu önemli günün arefesinde hem de?
ben küfür etmeyeyim de kim etsin.

karı

ya aslında karı-kız ayrımının bekaretle alakası yok gözümde.
karı olmak için sevişmeye falan gerek yok yani, daha basit.
bi tane çanta edinin yazının sonunda ekleyeceğim şekilde, instant bir biçimde karı olursunuz. o gençlik gidiverir, çökmüş bir surat oluşur anında. dertli dertli bakışlar, akşama ne pişircez gibisinden düşünceler belirir kafanızda.
deneyin.

2.21.2010

kaşlarını kaldıran güzel

kaşları kaldırıp çeneyi biraz daha öne itince daha güzel oluyosun di mi? yalan amına koyum ya, yalan. yok öyle bi gerçeklik. daha iddaalı mı görünüyosun? e yine hayır. e neden yapıyosun bunu? zaten incelte incelte kürdana çevirmişsin kaşını, ince ve çok koyu bi kaş, olmamış. kaşla gözün arasına da 3cm boşluk, ı-ıh.
azcık insan olun lan, götünüz başınız ayrı oynamasın. fotoğraflarda "pozlarınız" olmasın, sizin albümlerinizin çoğunu tek fotoğrafınızla oluştururum lan. suratınız hep aynı, yandan giriyo, tek göz hafiften belirgin falan. yapmayın, karşıdan da poz verin 2 kulağınızın göründüğü fotoğraflar istiyoruz. ha bunu sağlayamıyosanız da, götünüzü başınızı açın da fotoğraflarınız arasında gezinirken sıkılmayalım.

tesettürlü ve makyajlı kızlara laf atmıyorum, onları allah cezalandırmış.ama şunu demeden bırakmam; alican kendi götüne kaş göz çizse sizden güzel olur.

silikon

sen çok güzel bir şeysin, her halinle.
göğüslerdekini de severim, o yabıştırmak/monte etmek için kullanılanı da. aslında dolaylı yoldan o göğüslerdeki de yabıştırmak için kullanılıyo olabilir de ondan başka zaman bahsederim. benim olayım o silikon sticklerle şu an, tabancaya takılan.
çok güzel lan, 8. sınıfta iş eğitimi dersinde almıştım 4 tane falan, başladığım işi de bitiren bi tip olmadığımdan 3 tam 1 yarım olarak o yıldan itibaren benimle birlikte her yere geldi bu stickler. şimdi de çekmecemde rastladım birine, 10dk dır dizime baldırıma vuruyorum.acıtıyo da sert vurunca, ayarını tutturursanız kuş gagalıyomuş gibi oluyo baldır. çok eğlenceli, büküyosunuz tekrar eski halini alıyo falan.
herkesin bir silikonu olmalı arkadaşlar, ucuzdur da yani. alın, arkadaşlarınıza gösterin iki sallayın vuhps diye ses çıkartın rüzgarından sonra çat diye abanın üstlerine. çok feci acıtıyo, o darbeyi yemeyen bilmez o acıyı. öğretin herkese silikondan kaçınmaları gerektiğini.

canım süt çekti

yeni template

düşündüm, değişiklik olsun istedim blogumda. kategoriler falan olsun, kategori seçince yazdıklarım gelsin böyle düzenli düzenli istedim. ama sonra azcık realist düşündüm ve kategorilendirilebilecek şeyler yazmadığımın farkına vardım. yazdığım her şey için farklı kategori oluşturup ortamın amına kordum, olmazdı yine. çünkü ben böyle biriyim, abartırım. canım süt mü çekti? 1 litreyi kafama diker bitiririm, 20dk içinde 2,5 litre kola içerim, biraya başladım mı tadında bırakamam mesela.ayarsız dengesiz bi insanım ben, bak şimdi de kendime atarlanıyorum, böyleyim işte. sonuç olarak template olmaz, olmamalı.hem o tepedeki yavşak yumurta figürü olmazsa ne yaparım ben? o sıcaklığı veremez hiç bi template. template kötü, template bad.

ayrıca şu an düşündüm bak bunu;
temp-late diye ayırıp temp'in de temporary nin yani "geçici" nin kısaltılmışı olduğunu düşünürsek. late zaten gecikmek, yes. herneyse diyorum ki boşa zaman kaybı olur template değiştirmek. geçici de olsa gecikti-


hay sikeyim tespite başladık bitiremedik iyi mi.

s3y1T 1n(ek@b@k

bakın, ne kadar da rahatsız duruyo değil mi? bence de öyle. peki neden l33t olmaya kasıyosunuz? yapmayın arkadaşım çok itici oluyo. sıf böyle yazdığı için hiç konuşmadığım insanlar var aranızda, evet hepinizin benle konuşmak için can attığının da farkındayım ayrıca. lan anlayamıyorum bile bazen sizi, ne diye kendinizi de zorluyosunuz ki? yazın insan gibi, tamam aralardan harfleri çalıyosunuz, buna alıştım anlayabiliyorum artık. ama bari kullandığınız harfler harf olsun ulan?!

amına koyum elimde olsa toplıcam hepinizi bi yerde, böyle rakamlardan oluşan kızgın demirleri sokucam götünüze. ağlıycaksınız acıdan, götünüzden yaş gelicek, sonra sağınıza solunuza rakam koycam, LEBLEBİ falan yazıcam bakın o zaman böyle saçma salak leetleşebiliyo musunuz? bi de büyük "L" var, onu yapanların götüne koyim zaten.
ben bu insanlar yazı yazarken sol ellerinin serçe parmağıyla SHIFT tuşuna basıyolar sanıyodum "L" çıkartırken. hayır efenim öyle yapmıyo çoğu, siz de yanılıyosunuz benim gibi. bu insanlar "caps lock" açıp kapatıyo.üşenmeden... ve şu anda kafamda kurduğum gibi; o Lyi sokucan ağzından, erkekse penisiyle yer değişecek "L"nin uç kısmı, kalcak siksiz. görcek ebesininkini, karıysa zaten allahından bulsun yine aynı şekilde ordan öyle bi uzuvla gezicek.

allah belanızı versin lan, ben de allaan belasını veriyim. niye bana böyle baş ağrısı veriyosun lan? verme.

f5

abi kotalı olsam bi günde bitirirdim sanıyorum şu dönemde o 4gb'ı.
ufak bi refresh kaç kb ediyo lan? du bakalım.
paticikte bi refresh 30kb etse, f.bookta 200 eder o kafadan, twitter ve sözlükleri de 50den saysak.300-350 ediyo sadece bunları kontrol etmek. paticiğe günde 2bin civarı hit kazandırdığımı da varsayarsak ki bu çok normal, yarısı f5 yarısı topaklarda gezinmek vs. aynı şekilde sadece f.bookta bi saatte ortalama 15 kere refresh atsam, sözlükler falan. ne eder;
çok eder. hesap makinesi kısayolu yokmuş klavyede şu an farkettim. aylardır kullanmıyorum demek ben hesap makinesini, eski klavyede kaldı o kısayol :(
herneyse, bu kadar çok sıkılmayın dostlarım, kotanıza yazık.

2.19.2010

gece herkesin uyuması

..kadar sinir bi durum yoktur herhalde. günün en güzel saatleri lan bunlar, diyebilirsiniz "madem en güzel saatleri bilgisayarda ne işin var göt" diye, demeyin çünkü dışarı çıkıp amaçsızca gezmelik insan da yok bu saatte. herneyse, uyumayın arkadaşım, netin bile en güzel olduğu saatler bunlar. girin msne, durun. gidin facebookta mal mal paylaşım yapın ama uyumayın lan. yaptıklarınıza bakıp eğleniyorum ben, siz olmayınca ben bir hiçim anlayın lan!! sfd

herneyse, gh.

sol dirsek dizde ve el çenede.kafa klavye hizasında ve bilgisayarda ntvspor açık.terliğin topuğunda bi baskı var ve burnu havada. ayağın burnu sürekli aşağı yukarı hareket ettiriliyo ve bu sayede kafa da oynuyo.15 dakika geçti ve bloga girip bunları yazmak dışında yapçak bir şey bulamadım. çok acınacak haldeyim. birazdan bu sıkıntı tavan yapacak ve girip gh oynıcam 5dk falan, sonra alt f4 atıp çıkıcam. çantamı bulup içinden uykusuzu çıkartıcam ve tekrar umut sarıkayanın karikatür çizmediğini farkedip kahrolucam, fırlatıp atıcam belki de uykusuzu. sonra tekrar alıcam ve okumaya başlıcam. bu sırada saat 2-3 arası bir şey olacak muhtemelen. o gazla bilgisayarı kapatıcam geçicem yatağa, uykusuzu bitirir bitirmez kitabın son sayfalarını okumak için alıcam elime kitabı. sol gözüm ağrımaya başlıcak, devrilcem yine yatakta. 3 gündür ağrıyan boynum bu geleneği sürdürecek. uyuyakalıcam tabi bu şekilde, sabah uyanıcam tabi akabinde. yatakta bi kaç saat durcam öylece.o kadar sıkılcam ki yatmaktan, bi şevkle kalkıp duşa giricem. 1 saat de orda geçirdikten sonra yine kalıcam ortada. öf lan, başla amına koduğumun okulu. başla.

2.09.2010

monitörle aşk başkadır

açıyosunuz şebnem ferah ve teoman şarkılarını. diziyosunuz playliste. zaten çoğunun sözünü biliyosunuzdur %95 oranında.evet ben biliyorum. sonra şarkıya eşlik etmeye başlıyosunuz, fakat monitörle göz göze gelmeyi unutmayın. tutun elinden(mouse oluyo bu evet).diğer elinizi de vücudunda gezdirebilirsiniz. fazla ileri gitmeyin, iş düğme açma moduna yanaşırsa o harfleri tekrar takmanız zaman alabilir.ayaküstü sevişin. göz göze gelmekten korkmayın, elini okşayın. siz elini tuttukça onun yüzündeki değişimi görebilirsiniz, hele vücuduna ulaştığınızda böyle bi karıncalanma oluşur yüzünde. yapın bunları kesinlikle.


yada direk suratına şarkı söyleyin, anlar o.



p.s:karıncalanma: harfler oluyo bunlar siz klavyeyi kurcaladıkça oluşan

yüzündeki değişim: imleç kıpırdıyo ya hani, evet

el: mouse

vücut: klavye

2.08.2010

'üfff'ürükçü kızlar

nasıl bu kadar beyinsiz olabiliyorsunuz şaşırmadan edemiyorum lan. msnde veya sms olarak ufff/puff yazarak göndermek nedir anasını satiim ya. sıkılıyosan sıkılıyosundur da uflamak nedir? ben mi sıkıyorum seni? ben sıkıyosam bana niye pufluyosun? başkası mı sıkıyo? e yine aynı sorun, bana niye püflüyosun? derdini söyle en azından, yada başka bir şey söyle de laf dönsün.

bi de ilk seferde pufflamaya başlayanlar var ki öf, allah belalarını versin. daha demin ekledin msne, "puffff çok sıkılıyorum konuşsana ya" nedir ulan mal?

anlamıyorum ulan sizi, anlayamıyorum..

2.07.2010

hep yapmam gereken bişeyler varken blog yazıyorum ulan ben

bu da garip bi duygu. aslında yapmam gereken bir şey yok içeri gidip kanald'yi açmak dışında. ama yapmam gerekiyomuş, yapmazsam bişeyler eksik olcakmış gibi hissettim bi an. o yüzden hemen açtım blogu ve içeri gitmemek için direniyorum. sadece direnmiyor, adeta saldırıyorum da. ne demişler? en iyi savunma saldırıdır. daha ne laflar var aslında da yazmıcam hepsini.

bi tane çok feci beğendiğim, içinde kaybolduğum. söyleyenin taşaklarını yirim(şakka amk) dediğim bi laf var. here it is;

a man with a watch knows what time it is. a man with two watches is never sure.


hemen kendimi yerleştiriyorum lafın içine, fazla akıl zarar yeaaaav. ondan böyle miserable'ım diyorum. evet miserable'ım diyorum, miserable. 

mouse'un mouse olduğunu bilmek ama arada mause yazmak ve düzeltmek

en büyük derdim bu olsaydı keşke, ama değil. bi de eğer mause olarak postlarsam çok büyük taşak geçilcekmiş gibi hissediyorum ben ya. hemen siliyorum kendimden utanarak, mouse diye düzeltiyorum. mutlu oluyorum, ottan boktan mutlu olan bi insanım aslında.ama bu mutluluk 0,3sn falan sürdüğünden günün büyük kısmını ne mutlu ne mutsuz olarak geçiriyorum. ilkokulda bu süre daha yüksekti.çünkü; ne mutlu türküm diyene.

üşenmek

çok garip bir şey. adres çubuğuna bir internet adresi yazıp açılan sayfada aranana ulaşmak o kadar zor geliyo ki bazen.link istiyosun resmen insanlardan, üşenmezlerse veriyolar. üşenirlerse de, o iş yarıda kalıyo. ha diceksiniz ki madem o kadar üşeniyosun bu yazıları nasıl yazıyosun? dediniz mi? he? işte işin sırrı burda, buraya yazıyorum ki ileride üşenmeyeyim. ha büyük ihtimalle tekrar üşenicem. ama beni en çok geren kısım adres çubuğuna mouse ile tıklayıp adresi yazmak ardından home tuşuna basarak 3 adet w eklemek. o yüzden girdiğim tüm siteleri operamın sağına soluna mergeledim ki adres çubuğuyla tek bağlantım link c/plemek olsun. demek ki üşenme sebebim adres çubuğu benim. adres çubuklarını daha sevecen yapsın artık insanlar.sevelim biz de, nereye kadar böyle?

kırmızı elma

tiksiniyorum senden, sevemedim seni. ne tadın güzel ne kokun. bi de yeteri kadar sert değilsin sen, ne biçim elmasın lan?!

yok elmasında diilim de, tütünü de kötü amk, kokusu midemi bulandırır oldu. atıcam artıkın olacağı o.

YÜCE TANRIM AMACIN NEYDİ KIRMIZI ELMAYI YARATIRKEN?! cvbnı bkliorum rüymda, ty sçs

2.06.2010

yine o duygu

git artık lan. baydın içimi fsd
bişeyi değiştirme isteği var resmen, bişey yapma isteği.
bi yandan da tam tersi.
en iyisi bi kahve yapmak, belki fikrim değişir. değişsin.

2.04.2010

herneyse

çok kullanır oldum bunu da, hayırlısı.

lost. nd LA X

şimdi 6. sezon çok feci beklendi ya, ilk 5 sezonu izleyip de heyecan içinde 6. sezonu beklemeyen ipnedir, şişkodur, tobdur. allah belalarını versindir ayrıca da.herneyse, biz 3-5 arkadaş olarak losta 2 yıldır falan LOAAAAAOKSHSTFSz diyoduk kelimenin sonlarına doğru ağızdan ve burundan hava vererek. e tabi yukarıdaki gibi yazmak zor oluyo söylemeye nazaran. kısaca LAKS hatta LAX yazar olmuştuk losttan bahsederken. evet lost yazmak çok uzunve zahmetli, yok lan ondan değil bildiğin yavşaklık. herneyse, 6. sezonun ilk 2 bölümü, yada ilk fakat 2li olan bölümü de LA X adında. bu ne demek blog? bu ne demek biliyo musun? izle beni demek, ye beni demek, dişle beni demek.dün ansızın sikilen kablolar ve sililen internet yüzünden bu sabaha kalmıştı izleme faslı.indi ve şu an downloads klasörümde beni beklemekte 2.2gblık lostum.izlicem onu birazdan, ama iyice ağzım sulansın istiyorum ondan bahsederken. dün çıkan promolara, reviewlere göz attım.6x00ı izledim. ufak kuzenlere lostu ve gizemlerini anlatırken tüylerim diken diken ve gözlerim dolu bir biçimde ŞİNDİ Bİ ADAM VAR LOK DİYE, O ADAMI AYLARCA VAAAY ARTİZ DİYE İZ- oha spoylır veriyodum. allah korudu, losttan bahsetmicen arkadaş, blog müdavim(aha kelime dağarcığı, inşallah doğru kullanmışımdır)lerine ne büyük bir kötülük edecektim oysa ki. herneyse, ben sütümü yudumlarken lostumu izleyeyim. seviyorum seni lost, seviyorum seni kate.libby tek sana ısınamadım lost karıları içinde, bi de shannon miydi lan o uzun bacaklı karı. onu da sevememiştim. ama ana lucia(L)yani. allah gibi hatun, yeme de ye.

sikimsonik icatlar

en güzel icatlar bunlar lan aslında, ooo çok iyi lan çok işe yarar dediğiniz hatta belki aldığınız. ama hiç kullanmadığınız sadece sizin olan şeyler.
kitap sayfası ayracı mesela, çok güzel bişey. ama kullanmam, e sikiyo sora kapanmıyo lan kitap? ha kitap benim olsa ebesine kadar da, olmuyo emanet kitapta(denemedim lan nesliyan, korkma kitabın sapasağlam dfsz).
ya da ne biliyim böyle sikimsonik fakat faydalı gibi görünen, olmasa da olur denen icatlar. seviyorum sizi, hepinizi ben icat etmeliyim mantığındaydım eskiden de, ne gerek var ki lan? sizi icat etsem piyasaya sürmem o kadar sikimsoniksiniz. en güzel yanınız da diğer icatlar gibi üzerinize düşünülmemiş olması. bi anda gelirsiniz akla ve hemen geçersiniz hizmet aşamasına. mesela var ya hani sikik pilli kitap okuma lambaları. hep bi tane öyle lambam olsun istedim, olmadı. ama olsa da kullanmam yani, kitabı göremeyeceğim kadar karanlık bir ortamda niye kitap okuyayım ki diye düşünürüm ben. okumam, aydınlık olduğunda da okumam. a-aa bak ilk 2 örneğim kitapla alakalı çıktı. demek ki kitap en iyi dostmuş.bu yazının ana düşüncesi de kitap olsun o zaman şuradan sonra.şura-> | Kitap çok iyi bir şey okurlarım, okuyun ve okutun. güzelse okuyun, kötüyse okutun. belki kötü sandığınız şey güzeldir de diğerleri okuyunca farkedersiniz. beğenmezlerse de sen ne anlarsın diyin, sarcasm yapın biraz. hayatınıza devam edin. hayat kitapsız da devam edebiliyo çünkü. ben ettim, ordan biliyorum.

blooooooooooooooooooog

giderek büyüyosun, ikimiz de farkındayız bunun. aslında ilk değilsin, son olacağının garantisini de veremem. çünküm benim bir blogum daha vardı, gerçi geocitiez şeysiydi de blog gibi kullanmaya başlayıp emma watson fan page'e çevirdiğim fakat ardından şifremi bilen YAVUŞAK bir arkadaşım tarafından hacklenerek porno sitesine çevrilen bir blogum... bi gece sabahlamıştım o resimleri bulmak, monte etmek için falan da son hali de gayet iyiydi. sıradan bir porno sitesi değil emma watson içerikli bir porno sitesi yapıvermişti arkadaşlarım o siteyi, düşünceli ipneler sizi. hepinizi selamlıyorum, fazlası yok.

işte öyle, bunun şifresi de büyük ihtimalle çoğu arkadaşım tarafından bilinmekte, şifrelerim orospu oldu üstünden geçmeyen yok. fakat, biz büyüdük ya hani artık böyle şifre değiştirmektir insanları kızdırmaktır(burası tamamen yalan) eğlenceli gelmediğinden güveniyoruz birbirimize.

öf bi sıkıcı paragraf daha geçti, herneyse mutluluğum o yüzden diil, dedemler gitti lan. adam beni resmen sevmiyo, ben onu çok seviyorum fakat, yeş. bak dilim yes demeye varmaz oldu be blog, dişlerim geri çekildi sinirden. adam 3-5 günde tüm yaşam enerjimi emdi, ve gitti. evi namaz kokuttu, nargileme laf etti, bilgisayarıma laf etti. internet koptuğundan telefonu kurcaladım dün tüm gün, ona da laf etti. lan naparsam yapiyim laf ediyo, en iyisi bişey yapmamak dedim bu sefer de hiç bi işe yaramıyosun diye laf etti. eskiden tembelim diye laf ederdi(ki ailedeki resmen en çalışkan insan benim, yani evet bu kadar tembel biri olmama rağmen) üniversiteye girdim gayet yeterli bir bölüme ve adı olan bir üniversiteye. yok amına koyum bu sefer de türkçe bölüm niye okumuyosun ne biçim türksüne geldi laf. bre amına koduğum sanane? siktirgit sen oku türkçe adamı deli ediyonuz dfsz. olm bak biri bu satırları okuyup dedemi haberdar ederse gelir oraya ümüğünüzü sıkarım. sen bildin kendini, di mi şakir? amcık seni. bye diyorum ve başı ve götü birbirinden bu kadar farklı olabileceğini tahmin bile edemediğim son GİRİ'mi giriyorum. yok lan yok başlıktı o, alttaki şeyler giri olcak. yada her ne sikimse işte.

1.29.2010

toplantı

tam toplantının ortasındaydım, herkes hilmi bey'e yaranmaya çalışıyordu fakat benim aklımdaki tek insan selma hanımdı. herkes projelerinden, yaptıklarından bahsederken ben bir an terlemeye başladım.bir noktaya bakıp donakalmıştım adeta, tek düşündüğüm şey selmacığımdı. insanlar konuştukça etraf daha bir loş hale geldi gözümde, patron hepsini dinliyor, kafa sallıyor ve herkese umut saçıyordu. ben ise oturduğum yerde iyice ezilmiş, büzülmüş etrafı kesiyor idim..birden bir ampul yanıverdi kafamda, öyle bir şey yapmalıydım ki tüm dikkati üzerime çekmeliydim.ne selma, ne hilmi vardı artık karşımda.o loş ortamda kendimle başbaşaydım ve bir anda, kendim bile ne yaptığımı anlayamadan çıkardım vurdum masaya!herkes kafasını bana çevirdi, korku dolu gözlerle bakıyorlardı artık bana.hiç birinin ağzından en ufak bir laf dahi çıkmadı.onlar bana baktı, ben ise önüme.sonra toparlandım, kapattım fermuarımı ve hızlı adımlarla çıktım toplantı salonundan.yere öfkeyle bakarak hızlı adımlarla ayrıldım binadan. atladım arabama ve hemen eve geldim. telefonlarımı kapattım, bilgisayardan kurtuldum. camları, televizyonu herşeyi kapattım.ve dedim ki kendi kendime, işte sen busun nuri!

1.27.2010

acıkmak, biftek istemek.

kanlı kanlı, ohş.
üstüne de kekik. dişlerinin arasında gezdirerek yicen bide.
temsili resim:

1.26.2010

challenge everything!

işte 2 hafta arayla çekilmiş iki fotoğraf. başka şeyler de yazmak isterdim fakat çok meşgulum. yes dsfz

not: alttaki daha yeni olan. yes.



1.25.2010

hiç bir şey katmayan günler

ulan büyürsün ya hani, büyüyemeden büyüdüğümü hissediyorum bazen. zaman dediğin deneyim gömer insanın içine, gerekirse derine böyle acıtarak. yok ak, bi bok olduğu yok, bir aydır yaptığım şeyler aynı. sevgili(!) geldi, sevgili gitti en ufak değişiklik yok. sınavlar geldi, sınavlar girdi en ufak bir değişiklik yok.e yağmur yağdı, kar yağdı yine değişikilk yok?! ya ben çok mal bi insana dönüşüyorum evde götüm büyüdükçe, ya da hiç bir şey yapmamak insana gerçekten hiç bir şey katmıyo.
okulun açılmasına da çok var, halp ulan halp!

god is WUT!?

just an astronaut. yes, watches the world over there and he does nothin'
the only thing he needs to be god is being believed in even if he does not exist.
he can start wars by doin nothin or just by not existing. that's why he is such a powerfull object in our lives and that's why i dun like him.


edit: here i need an apologize to astronauts. soz, u ve to do sumthin to be yourself, an astronaut. being god is quite simplier.

kar

yağıyor. güzel de yağıyo lan, dışarı çıkıp yürüyesim geldi.

uyku

güzel şeydi lan eskiden. şindi yatağa girip önce bi uyuyabilme faslı gerekiyo refaha ermek için.
kafayı ko-
zoraki de blog yazıyorum, olmuyo.

1.24.2010

kahverengi!

sen ve senin tonların, bitiyorum ulan.
çogzel böyle dinlendiricisin sen, kahve gibi. odunsun biraz, düzsün bazen ama seviyorum lan seni kahverengi.

1.18.2010

düzenli hayat

senle görüşçez illa, hatta az kalmış gibi hissediyorum ben derinden.
göt devirip okula dahi gitmeyince geçilmiyomuş sınavlar onu anladım ben bu son dönemde, madem diyorum çalışayım. madem çalışçam, bi düzen falan tutturmak lazım. nedir ki lan 4 yıl yani, 4 yıl kasarım haftaiçleri, haftasonları da allahına kadar yatış içiş sıçış. düzen iyi, düzen güzel.
bak kitap da okuyorum artık, bu çok büyük bi gelişme benim adıma. good for all of us!*peter sesi*.

hatta nereye 4 yıl lan, tek dönem kaldı. seneye okuldan çıkmam zaten :İ, anladın sen ^^.
işte öyle be blog, benden bu kadar. bu düzen döneminde sen nolursun bilmiyorum. sevdim de seni fakat, vazgeçerim yani gözümü kırpmadan. yüksek lisans falan yabasım var, gerçi beni kim alsın kim nabsın lan? fsdgz
bye madem kendimi sikme bölümünü uzatmıycam.

1.15.2010

money money moneyy

must be funny, it's the rich men's word!

demiş ABBA, iyi demiş. para öyle bişey.yok, zengin olduğumdan ya da çok param olduğundan demiyorum. arada ordan burdan kısıp 3 miktar para kasıyorum, iyi oluyo. ordan burdan kısmayınca da iyi oluyo. ben de rahatça diyebiliyorum ki para iyi bişey.

bak çıkçam birazdan evden, gitçem taaa harbiyeye, ne için? para. olsun lan iyi para, 40 kıyat. o 40 kıyada 2 tabak çerez, 4 50lik 2 tane de 30luk ediyo. bu da demek oluyo ki; içilir.
neslihan duy sesimi.

1.08.2010

sıkıntıdan wowa başlamak

akabinde wowdan da sıkılmak incisözlüğe sarmak.
günün çeşitli saatlerinde troll kasmak ondan da sıkılıp tekrar wowa girmek. wow oynarken wowdan sıkılıp yapacak daha iyi şeyler olmadığı için wow oynamaya devam etmek.2-3 günde bir saç yıkayarak yaşamak, arada bişeyler atıştırmak.
dengesiz beslenmenin amına koymak. evi bok götürmesi, 4-5 gün önce yenen kurabiyelerin pis kabının monitör ile hoparlörlerin arasında durması. dün gece yere devirdiğim kültablasının hala yerde olması, halının kül içinde kalması.
odadaki 4 tane boş kokakola şişesinden bahsetmiyorum bile. daha efektif olarak kullanılamamış bir nargilenin odanın ortasında durması, ve gerektiğinde küllük;gerektiğinde çekirdek kabuğu atmalık bir kap olarak kullanılması. amorti çıkmış ve 3 tane bi bok çıkmamış milli piyango biletleriyle 1 haftadır burun buruna takılmak, gidip parasını almaya üşenmek.1 tane bitmiş 2 tane bitmemiş deodorant kutusunun monitörün yanındaki yerini alması ve 2 tane farklı insan tarafından birer kez kullanılarak ilerde işe yarar hamuğakoyim diyerek stoklanan jiletlerin karışması, sürekli olarak masamın üzerinde durması.3 gündür yerde duran gömlek ve pantolonumu kimsenin siklememesi, insanların basmamak için üzerinden atlayarak hiç yoklarmış gibi davranması. yine dün sabah devirdiğim sandalyenin hiç bir insan evladı tarafından kaldırılmamış olması. sağa sola gizlediğim şeyleri hiç bir zaman bulamamam, gizlemediklerimi de bulamamam.

beni hayattan soğutan detaylar bunlardır be blog. böyle detayları ben de sikeyim, sen de sik herkes de siksin yani.

1.07.2010

saçı bürüp bürüp kulağa sokmak

çok güzel bişey, batıyo kulağın içindeki zara tel tel böyle. bastırıyosun, gıdıklanıyo kaşınıyo garip oluyo. deneyin arkadaş.

incisözlük

sana burada yer vermeliyim. çok iyisin, fakat ben de çok iyiyim.
iyiyiz dostum, iyiyiz!

1.01.2010

olmaz

YAPMAYIN.

yeni yıl

oo beybi, hızlı bi giriş oldu blogum adına. hem de sanki daha ciddi yazıyormuşum gibime geldi. belki de yeni yıl beni değiştirmiştir? olabilir. değişmeyen tek şey değişimmiş zaten.

yeni yıl dilekleri

yalan dostum. yok öyle dilekler, sadece söz bunlar. msnden sağdan soldan pıt diye çıkıp kardeşim yeni yılın kutlu olsun demek, canım yeni yılın kutlu olsun demek ve bana bunların denmesi hiç bir şey ifade etmiyo. sanırım bişey ifade etmeleri de gerekmiyo.3-5 kişinin kendi hakkındaki iyi dileklerinden haberdarsındır zaten, onlar da kutlar yeni yılını, o dahi bişey ifade etmez.o düşüncelerin sürekli olduğunu biliyosundur zaten, yeni yılının değil hayatının o şekilde geçmesini istediklerini bilirsin. yani demem o ki argadaşlar; yeni yılınız kutlu ve mutlolsun.

hiç bir şeyi umursamazken her şeyi umursamak.

budur işte asıl zor olan. umursamıyomuş gibi görüncen ilk başta; zor. halbuki bu umursamadığın şey içini kemiriyo olcak.ama umursamamak konusunda o kadar başarılı olacaksın ki kendini bile kandırıp hiç bir şeyin umrunda olmadığını kendin dahi düşüneceksin ki diğerleri de inansın. zor zor, bayaa zor. yapmayın arkadaşlar siz, şeffaf olun. sonuna kadar şeffaf görünmek kolay, yaparım ben de bunu. fakat gerçekten şeffaf olun.