bir cuma akşamı, saat 19.00 civarı. taksimdesiniz, eve dönmek var kafanızda ve vapur mu metrobüs mü derken kendinizi metro ile mecidiyeköye giderken buluyosunuz. iyi ya vapur kaçırma derdi yok gibisinden kafada bir şeyler kurarken metrobüs durağına varıyosunuz ve pişmanlık denen şeyi o kadar güzel ve yerinde deneyimliyorsunuz ki, ilk 3-5 metrobüse zaten sadece bakakalıyorsunuz.
boş 34ler geçiyor, 34A'lara ise yanalışmıyor bile. yine kafada zincirlikuyuya yürüyüp orda sıfıran kalkan 34A'yı yakalama planları dönerken tam önünüzde bir 34 duruyor ve içinden Ayrılsak da Beraberiz dizisinin sevdiğim oyuncularından biri olan idris(kapıcı işte) iniyo. şaşkınlıkla onu izlerken(ünlü adam~metrobüs) önünüzden bi anda yolcuları doldurup geçen 34A ile göz göze geliyorsunuz.mutsuzluk, keder falan derken arkadan gelene binmek için planlar dönüyo kafada, metrobüslerin kapılarının tam olarak nereye düştüğünü falan hesaplayıp tam orada durmaya karar kılıyosunuz ve başarılı da oluyosunuz. ama bu başarı resmen yakıyo içinizi, çünkü kıpırdamak imkansız oluyo o aracın içinde. konserve balıklar hakkında düşünmeye başlıyosunuz, aklınıza garfield ve "lazanya" geliyo. sonra lazanyanın aslında balık olmadığını, fırında makarna olduğunu hatırlayıp yıllarca yanlış bildiğiniz şeyin moralinizi bozmasına izin veriyosunuz. yıllarca yanlış bilmekten yola çıkarak da "ozmo" geliyo aklınıza. ingilizcenizin temellerini oluşturan "ozmo"nun da dişi olduğunu tam 8 yıl sonra öğrendiğiniz... bazı şeyleri kafada yanlış kurduğunuz ve yorumladığınız gerçeği yakıyo içinizi.herşeye uyarlıyosunuz bunu, şimdiki "gerçekliklere" falan. metrobüs rahatlıyo tabi, gözünüz dışarıya kayıyo onca düşüncenin arasında ve inmeniz gerektiğini farkedip apar topar atıyosunuz kendinizi dışarı. durağa hızlı adımlarla ilerlerken kafanızdan e10 mu beklesem ilk geçen 16k ya mı binsem sorularını atamıyosunuz ve önünüzden tıklımtıklım bir 16knın geçtiğini görüyosunuz. ve hemen arkasında duran e10, içinize bi su serpiliyo, atlıyosunuz hemen.
rahat rahat e10la yolunuza devam ederken günün sikikliği falan aklınıza geliyo ve bir şeyler yapma isteği beliriyo içinizde.alkol/nargile, ve tabi ki alkol istiyosunuz o yorgunlukla. arıyosunuz arkadaşlarınızı, planı yapıyosunuz otobüsten inene kadar. eve uğrayıp çantayı fırlatır fırlatmaz plan eşliğinde biralar alınıyo, b.kingden menüler dolduruluyo ve stadımsı bi yerin merdivenlerinde buluyorsunuz kendinizi, teneke biraları kim önce bitirecek diye yarışırken...
yani demem o ki; düşünmeyin pek. yavaşlıyosunuz.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder