evet şu an eski bilgisayarımın başındayım. 1 yıl olmuş, özlemişim sanki. ama üzerinde 3 tane sivrisinek cesedi var. bre baba, neden öldürdün ve cesetler kuruduktan sonra temizlemeye çalıştın ekranı? briçin mi bölünürdü aksi taktirde? iz kalmış işte, duruyo orda. hatta birinin bacağı bile duruyo. yoksa insanların mouse imleci ile sinek kovalamaya çalıştığı gerçeğini abartıpta sen o imleçle mi temizlemeye çalıştın ekranı? evet bana dert oldu, temizlemicem de, bakalım bi dahaki ay yine buraya geldiğimde duruyo olacak mı o cesetler. bana dağınık, pis, hiç bir şeyi umursamıyosun diyodun, seni de görücez. vınn almışsın kaçak, ona değinmek istemiyodum ama içimde kalıcak. tam olarak sana benzemeye başladığımı farkettim bu hareketini de görünce. hoşuma gitti.
7.29.2010
çift sarılı yumurta
her seferinde mutlu eder mi insanı ya? ediyo beni resmen. neler düşündüm bugün boş vakitlerimde. insanlar barlarda tabak kırar, ceket yakar, peçete saçar(en son 8. sınıfa giderken izlemiştim televolemsi şeyleri tabi, moda buydu; değiştiyse bilemem) ben bara gidip çift sarılı yumurta kırmak istedim bugün. içeceksin birayı, masada bitmiş olan elma dilim patteslerin tabağı olcak, yanında koli koli çift sarılı yumurta tabi. kıracaksın. ne stress kalır ne başka bişey. hep bi tereddüt olcak ama, tek mi lan bu seferki diye. çift çıktıkça bi mutluluk belircek suratta, sırıtçaksın derinden derinden çift çıktıkça. tek çıkarsa da küfürü basıcan tabi kandırıldım! diye. düşünmeden ama çift sarılı olma sebebini.
7.11.2010
poşet torbam
-evinizde poşet torbası var mı lan?
-ha?!
-poşet torbası poşet, içinde onlarca poşet bulunan torba işte. mutfakta falan duruyo genelde, ya da evin az kullanılan ama hemen tozlanan köşesinde
-var abi.
-sizin ev gerçekten bir ev o zaman artık!
evet. ev dediğinde olur poşet torbası. poşet moşet birikir orda. pazardan gelen renkli ama kalitesizler, süpermarketten gelen hışırdaklar ve genelde giysi alışverişinden kalan ve katlanarak saklanan markalılar. bazıları ayrı ayrı koyar hepsini, hepsinin işlevi farklı çünkü. markalılarla elektronik eşya taşınıyo genelde, ha zor durumda kalınca renklilere kadar düşüyo standart fakat asıl işlevleri farklı bunların.
renkliler en iyileri aslında, uçurtma falan yapılıyo özenerek kesince. yaptım ufakken evet, çıtalı falan diyoduk hatta bildiğin uçurtmaya. gerçi uçmuyodu benim uçurtmalar hiç, sadece götünde sağa sola çarpan bir uçurtmayla koşturan bi seyit. ha yılmazdım hiç, koşardım elbet doğru akımı yakalayıp havalandırcam ben onu diyerek. havalanmadı hiç. sonra dedim lan madem sürekli koşuyom, madem havalancak bişeyler takayım da buna en azından bi efek oluversin arkamda, direk renkli poşet bağla ipe. sonra takıl ve düş. kaş yarılsın. yarılıyo, kaş bu sonuçta. hatta bak hatırladım da, o yara iyice iyileşip kabuğunu çorbama düşürmüştü. o günden beri yaralarımı yolarım çorba içmesem dahi, düşüyo.
ha bi de iri poşetler var. onlarla en iyi bilgisayar kasası taşınıyo, ya da elbise dolduruyon içine kısa mesafeli ve çok kalmalı yerlere giderken. demem o ki, poşet iyidir. en olmadı çöp doldurursunuz. poşet torbanız olsun ulaşabileceğiniz yerlerde, kullanın. sevin onları. gerekirse 3-5 kuruş verip alın.
7.08.2010
biit it
dırıdıığt dıt dıdıığt dıt biidit biiğd it!
çogzel şarkıymış, iki gün önce farkına vardım.
avatarı uyku sersemiyken özgürle birlikte yazmışız da haberimiz yokmuş. hele o bıçak çeken robot, uykuya dalmadan 10sn önceki fikir kesin.
uykum var ama uyuyasım yok, çok garip.
terkedilmek de güzel, sürekli.
film indirme seanslarıma başladım tekrardan, indirmek çok eğlenceli evet. keşke izlemek de öyle olsa.
internal ve external olmak üzere hiç bi harddiskimde yer kalmadı. dosya silmeye başlıycam sanırım tekrardan.
kastım çapır kapıp, mençıstır yolunu tutmak farz oldu. çünkü; beer beer beer, im goin' for a beer!
nerdeyse bir haftadır bi yerlerim ağrıyo. bel, göt, bilek ve bilimum organlar.
cüzdanım çok şişkin, 10 ve 25 kuruş dolu.
kısa espri: iki kadın sessizce oturuyomuş.
olay internette değilmiş ve ben haklıyım.
mahmut.
bmw'ye sürekli beğemve diyorum. ufakken de bmc ile karıştırıyodum zaten.
mayonezi de bi sevemedim tek başına. ketçapsız olmaz. ama ketçabı tek yerim bak, güzel.
itiraf: şu tepedeki kazanç sağlayın butonuna bi kere bile tıklamışlığım yok. evet orda öyle bi buton var.
hmmpfs hmmpfs çam kokuyor
hmmpfs hmmpfs çam kokuyor
buz gibi çamlar dizimde patlar.
7.01.2010
iç.
öncelikle satırlarca yazı yazdığımı ve çat diye elektriklerin gidip gelerek yazımı piç ettiğini söyleyerekten dalıyorum bloga.
özlemişim ben kahve içmeyi, karton bardak ve tahta karıştırıcı ile. fındıklı cafe crown. şaşmaz.
facebookta "chat (0)" ibaresini görmekten bile hoşnut oldum günler sonra, özlemişim.
makarna falan yaptım bi de, güzel oldu ilk kez. severek yedim. çok açtım ondan da olabilir ama deneyim diyip geçiyorum. evet 3. makarnam.
patates soymayı da öğrendim bu zaman diliminde("bu zaman dilimi" tanımını yapmıycam), patates soyasım var deli gibi. hazır patates almak yok bundan sonra. bi de patates kızartması yedikten sonra yüzümü yıkamama gerek kalmasa mis gibi olcak. ama burnumla falan yediğimden çok feci yağlanıyorum :(
yolculuk öncesi bişeyler unutmak artık kural gibi oldu bende. bundan sonra ufak tefek şeyleri kurban edicem "yolculuk öncesi bişeyleri unutturan güce". tarak falan bırakırım. diş fırçası ve dondan iyidir.
yine kola, kahve seansları başladı, güle güle su.
deli gibi oyun oynayasım vardı, 20dk falan oynadım ve geçti. geçmeseydi keşke.
ipin ucu kaçtı, internete alışamadım tam. nereden başlasam bilemiyorum. msnden ve facebooktan insanlarla sürekli konuşan bi insan oldum. kötü demiyorum, yabancı olduğum bişeydi demeye çalışıyorum.
sürekli bişeyler yapasım var, dışarı çıkmak konuşmak falan gibi. bastırmam lazım, çünkü eskiden bunları yapmaya üşenen ben, bu güdüleri bastırmaya üşeniyorum. değişime çakayım. sevmedim.
elektrikler tekrar gidip gelirse bloga baştan başlamam, şimdiden söyleyim. sonrasına karışamam.
sürekli laptop klavyesi ve cep telefonu tuşlarıyla haşır neşir(bunu da kullandık) olmaktan klavyemi değiştiresim geldi. çok kalitesizmiş lan. neyse alışırım ben buna.
yapçak bişey aramayı kestim artık, kader kısmet. kadere inanmak çok güzelmiş, yeni yeni.
kamburuma selam ediyorum tekrardan, kısa süre içerisinde görüşmek dileğiyle öpüyorum.
"iki yüzü kara" lafına kafa yormıycam artık. benim için pek bişey ifade etmiyo.
blog mlog fani işler olm! diyenlere de laf yetiştirmicem. kodumun ruhanileri sizi.
kısa sürede neler yapıldığına şahit oldum. bundan sonra her işimi son dakikaya bırakıcam. hem cayıp yatma olasılığım da artar, uğraşmamış olurum.
kitap en iyis dosttur falan derler. ben birasından bi yudum alamadıktan sonra ne yapayım öyle dostu!
artık telefonda da hızlı yazabilmeye başladım. ne işime yarayacak bilmiyorum. avea sonuçta hat.
bi de bazen cümleleri bitirmeye üşenmesem çok güzel olacak da, anlaşılıyo sonuçta. gereksiz.
son zamanlardaki eğlencelerimden biri de quote okumak oldu. quote'dan kastımı anladınız siz. hem insan o lafları anladığını düşününce daha da bi zeki hissediyo. bazen de götüyle anlamış oluyo. olsun.
ne planlarım vardı teeeey tey, hala var.
yalancının şarjı...
yancının farzı? ı-ıh
konser monser hikaye diyorum da, içim gidiyo lan bazen. neyse dio gg oldu da pişmanlık seviyem %87.6 oranında düşüverdi.
beğendiğim otobüsten logo çaldım. daha doğrusu söktüm ve kazıdım. napıcam onu bilmiyorum. kısa süre içinde kaybederim ben bunu, verdiğim zararla kalırım.
şurdan kocaman bi tsunami gelse...(tsunaminin de ufağı olur ya hani)
ben denize deniz demem. denize gidelim çok masum oluyo çünkü. ben denize gitmem, sahile giderim.
terlikleri temizlemek adına tam ortamdan ayrılırken terlikle dalarsın ya suya. sonraki her adımında bi pişmanlık, bi huzursuzluk olur. eski halinden çok kum yapışır, o duyguyu sevmiyorum işte.
damla vardı bi de eskiden, alt komşum. hiç sevmezdim. bak aklıma geldi durduk yere, iğrenç
vodka içememek falan çok güzel şey, biraya olan saygı artıyo.
her çıkışın bi inişi de varmış, bazı ibneler inilmesi gereken yerden de çıkıyo. buna ne dicez?
bence birisi mouse'la falan bizi yönetiyo. o tıkladıkça gidiyoruz sağa sola. sağ tıklıyo kafamıza, konuşturuyo falan bizi. biz aslında biz değiliz, bi yöneticimiz var. beyin sanıyoruz onu hep. beynimizde çip var çip, uyanın! ya da gerek yok uyanmaya, bırakın dertleri de o ibne düşünsün. vardır bi çözümü.
sigaranın son fırtı olayım da asıl bana?!
anlatıcak çok şey olması güzel de, insanları dinleyici olarak beğenmemek o kadar da iyi değil. ah şu insanlar yok mu!(iç ses: sen nesin lan itoolu?!)
bunlar sıkıntı kaynaklıdır, sıkıntı başgöstermeye başladı.